GREV

Fransa’da İşçi Seferberlikleri Sürüyor

İş Kanunu’nda işçiler aleyhine önemli değişiklikler getiren tasarının Mayıs ayında yasalaşmasının ardından milyonlarca Fransız işçi, yasanın geri alınması talebiyle sokaklara döküldüler. Demiryolu, petrol, havayolu gibi stratejik sektörlerde süren grevler, burjuvazi ve onun hükümeti Sosyalist Parti’yi oldukça zor bir durumda bırkatı. Ne var ki bu grevler, yalnızca belirli sendika ve sektörlerde ve sınırlı bir süreliğine düzenlendiğinden mücadelenin kazanılması için yetersiz kalıyor. Oysa süresiz bir genel grevle zafer mümkün olacaktır.

2008 Krizi’nin etkileri Fransa’da halen hissediliyor, özellikle 2011 yılından itibaren ülke ekonomisi ciddi bir bunalımla karşıya karşıya. Her zaman olduğu gibi burjuvazi ve onun siyasi temsilci Fransız sosyalist hükümet, çareyi krizin faturasını işçi sınıfına ödetmekte buldu. Krizin başlangıcından bu yana on binlerce işçi işten çıkarıldı, birçok sosyal hak gasp edildi, işçilerin vergilerinden elde edilen milyarlarca euro uluslararası bankalara karşılıksız olarak verildi. Alınan birçok kemer sıkma tedbiri, krizi hafifletmek bir yana, aksine daha da derinleştirdi. Böyle bir ortamda burjuvazinin yoğun baskısı üzerine hükümet, Mart ayında işçilerin kazanılmış haklarını elinden alınmasını öngören bir iş yasası tasarısını gündeme getirdi. Ne var ki, azımsanamayacak bir örgütlülük düzeyine sahip olan Fransız işçi sınıfı, haklarını savunmak için sokaklara döküldü.

Birkaç hafta öncesinde dek üniversite ve lise öğrencileri, son iki aydır sürmekte olan toplumsal mücadelenin başını çekiyordu. Bürokratik yönetimleri nedeniyle sendikalar, iş tasarısının tamamen geri çekilmesi için kitlelerini seferber etmek yerine hükümetle görüşmeler yapmayı tercih ediyordu. Bu nedenle eylemler hükümete geri adım attıracak bir düzeye ulaşamadı ve Mayıs ayında tasarı yasalaştı. Ancak bu tasarı yasalaştıktan sonra, CGT (Genel Emek Konfederasyonu), FO (İşçi Gücü) gibi ülkenin en büyük işçi sendika konfederasyonları grevler düzenleyerek yasanın geri alınması talebini ileri sürdü ve böylece büyük bir toplumsal patlama ortaya çıktı.

Fransız işçi sınıfı, iş yasasının geçirilmesine duyduğu öfkeyi gerek işyerlerinde gerek sokaklarda gösteriyor. Devletin bu eylemlere yanıtı, devletin sınıfsal niteliğini bir kez daha gözler önüne seriyor. Polis, olağanüstü hâlin verdiği yetkilerle işçilere şiddet uyguluyor, gözaltı ve tutuklamalar yapmaktan kaçınmıyor. Polis terörünün şiddeti arttıkça eylemler giderek büyüyor, Paris sokakları başta olmak üzere ülkenin pek çok yerinde çatışmalar yaşanıyor. Bazı bölgelerde bizzat ordu eylemleri bastırmak için sokağa çıkıyor.

Başta petrol, demiryolu, havayolu sektörleri olmak üzere pek çok sektörde grevler sürüyor. Öyle ki yaşam durma noktasına gelmiş durumda: Yakıt istasyonlarında uzun kuyruklara rastlamak mümkün. Ulaşım sektöründeki grev nedeniyle bırakın şehirlerarası, şehir içinde ulaşımın sağlanması bile imkânsız hâle geldi. Nükleer işçilerinin de greve katılımıyla birlikte, ülkede geniş çaplı elektrik kesintilerinin yaşanılması bekleniyor. Euro 2016’nınn başlamasıyla birlikte bu grevler yaygınlaşıyor, organizasyonun sürmesi dahi şüpheli hale geliyor. Hükümet, grevdeki demiryolu işçilerini vatana ihanetle suçlayıp, grevi sonlandırmadıkları takdirde zor yoluyla çalıştırılacaklarını dahi söyleyecek kadar ileri gitti.

Her ne kadar milyonlarca işçi ve öğrenci mücadele için seferber olmuş olsa da, mücadelenin bir takım zaafları da bulunuyor. İlk olarak birbirinden kopuk ve bazı sektörlere hapsolmuş grevlerin, ülke geneline ve tüm sektörlere yayılması bir zorunluluk. İkinci olarak mevcut grevler belirli süreliğine düzenleniyor. Oysa iş yasasındaki değişiklikler geri alınıncaya kadar süresiz grevler düzenlenmesi, işçi hareketinin hükümet karşısındaki elini güçlendirecektir. Bu nedenle Fransa için ileri sürülmesi gereken devrimci slogan, “Süresiz genel grev” olacaktır.

Euro 2016’nın başladığı şu günlerde Fransa’da işçi sınıfı, iş yasası geri alınıncaya dek mücadeleyi sürdürmekte kararlı. Fransa’da zafer, ancak iş yasasının geri alınmasıyla gelebilir. Bu zaferin anlamı, bütün dünya işçi sınıfı bakımından büyük olacak: Sadece ülke çapında değil, yaklaşık 35 yıldır dünya ölçeğinde süren neoliberal saldırı politikalarına karşı büyük bir zafer niteliği taşıyacak ve belki de tarihsel bir kırılma noktası olarak kayda geçecek.

GREV

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


*