AvO banner

ASGARİ ve ÖFKELİ

MÜJDE MÜJDE SİZE PARİZYENDEN MÜJDE SİZE

Rutin bir sabahtı.

Sabah 05:45’te İstanbul’un diğer ucundaki işime gidebilmek için uyanmıştım, açılmak için sabah haberlerini açtım ve bir mehter patladı. Tombik ve sesini etkileyici sanan bir sunucu bana hayatımın müjdesini hücum marşı eşliğinde verdi.

2017’nin son gününde Başbakan yardımcısı Hakan Çavuşoğlu, Bursa’da Hak-İş toplantısında asgari ücretle alakalı tarihi ve zeka kokan tespitlerde bulundu. Hepimize çok büyük bir müjde verdi. Buna göre asgari ücretli çalışan bir işçi 42 maaşı birleştirip sıfır bir otomobil alabilecekti. Konuşmasından sonra kopan alkış tufanına bakılırsa artık benim de arabam olabilecekti. Üstelik 2000 TL net aldığımdan arabayı daha da erken alabilirdim.

Biraz kendimden bahsedeyim, Ben hayatını idame ettirmek için çalışmak zorunda olan ve hiçbir üretim aracına sahip olmayan bir çalışanım ve en büyük problemim güç bela geçinmek. Bir sonraki maaşıma kadar oradan buradan kısarak yaşamımı sürdürüyorum. Yaşamıyorum, sadece hayati fonsiyonlarımı durdurmayacak kadar harcamada bulunabiliyorum. İşin ucunda otomobil almak olduğundan birkaç ayarlama yapmamın gerkeli olduğuna karar verdim.

MASRAFLAR.XLS

Öncelikle excel dosyası açtım. Aylık masraflarımı teker teker yazmaya başladım. Esenyurt’ta 600 TL kira / 250 TL Doğalgaz / 100 TL Elektrik / 50 TL Su / 205 TL aylık Mavi Kart / 50 Lira telefon konturu / 70 Lira İnternet / 600 TL Mutfak / 100 TL temizlik malzemesi – Traş malzemeleri – Deterjan.

Daha şimdiden param kalmamıştı. Ayda bir berbere uğramak, arada arkadaşlarla çay içmek gibi aksiyonları yazmamıştım bile. Yapılması gereken şeyleri düşünmeye başladım. İşin ucunda sıfır araba vardı çünkü.

Mutfak masrafları fazla olduğundan her öğlen yemeğinde yemekhaneden yarım ekmek aşırabilirdim ve bu bir nebze masrafları kısardı. Doğalgaz desen eskiden doğalgaz mı vardı? Yorgan çekip oturmak beni arabaya biraz daha yaklaştıracaktı. İnterneti de 6 ay sonra taahhüt bitince kapatsam cafelerin wirelessinden faydalanabilirdim. Tatil yapmaya da gerek yoktu. Böyle böyle 42 ayda olmasa bile yaklaşık 180 ay sonra 2. El bir araba alabileceğimi hesapladım.

Birşeyler feci bir şekilde yanlıştı. Mehterci tombik spiker ve Başbakan yardımcısı acaba hesaplarda hata yapmış olabilir miydi?

ASGARİ VE ÖFKELİ

Evden çıkma vakti gelmişti. Giriş kartını turnikeden geç okutursam patron maaştan keserdi. Laptopun kapağını kapattım üstümü giydim ve evden çıktım. Metrobüsün sakin saatleri kaçmıştı, tekerlekli konserve kutusuna bindim ve 30 durak boyunca haberleri düşünmeye devam ettim.

Bir yerde okumuştum, buna göre son 15 yıla vatandaşın bankalara borçluluk oranı %6400 oranında artmıştı. Çevremdeki her insan borç batağındaydı. Kredi kartı borcu olmayan insan yoktu. Bende de her ay minimumunu ödediğim 1500 TL limitli bir kredi kartı vardı. Bu insanların sıfır araba almayı geçtim, hayatını idame ettirmesi bile evrenin bir mucizesiydi. Hiçbir tasarruf tedbiri mevcut ücretlerle çalışan bir işçinin tasarruf etmesini sağlayamazdı.

Sorun bizde değil ücretlerdeydi. Artan fiyatlar karşısında ücretlerimiz şeker gibi erirken nasıl olur da sıfır araç alabilirdik ki? Sıfır aracı geçtim dışarıda arkadaşlarla mükellef bir kahvaltı yapmayalı aylar olmuştu. Sanırım 42 asgariye sıfır araba almak bir hayaldi. Bu şekilde tasarruf edemeyeceğim belliydi. Maaşı nisbeten yüksek olanlar vergi dilimine girerek fakirleşiyordu. Cüzi maaş artışlarımız ise enflasyon ve Deli Dumrul vergileriyle cebimize girmeden buharlaşıyoru. Sorun belliydi ama bu sorunu çözmek için ne yapmak gerekiyordu?

Olması gerekenin, çalışanın ücretini enflasyonun aşındırıcı etkisinden korumak olduğunu biliyordum. Bunun için elin oğlu eşel mobil ücret sistemi diye bir sistem icat etmişti. Buna göre ücretler her ay enflasyon oranında artmalıydı. Bu şekilde ancak ücretlerimizi aşınmadan koruyabilirdik.

Amma velakin hiçbir sosyal hakkın havadan geldiği de görülmemişti. Tarihteki her kazanım mehterci spikerlerin müjdeleriyle değil, belli taleplerin yükselmesiyle topluma kazandırılmıştı. Bunun en son örneğini birkaç hafta önce “ölmek var dönmek yok” diyen metal işçileri gerçekleştirmişti.

Bu düşüncelerle cebelleşirken 30. Durağa, Mecidiyeköy’e geldiğimi farkettim. İşe gitmek için, benim gibi insanlarla birlikte çalışmak için yürümeye başladım. Çalışma arkadaşlarımla yakın olmaya, onlarla birlikte mücadele etmeye karar verdim. Sıkıştığımız yerde bizim gibi olan insanlarla hasbihal etmek önemliydi. Hepimiz sistematik mobbinge maruz kalmıyor muyuz? Benimle aynı işkence tezgahından geçen arkadaşıma faydam dokunmayacaksa sıfır arabanın da canı cehennemeydi.

Herşey arkadaşlarla bir bardak çay içmekle başlayacaktı. Çay önemliydi.